Güven Gazetesi

deneme 

Cts05272017

Kanın Çığlığı-2

Ey Aklı selim insanlar! Ey dünyalılar!
Hak ile batılın ve de doğru ile yanlışın kesiştiği şu sınır noktasında şaşkınlaşmayın. Hak ile nahakkı ayırt etmede karamsarlığa kapılmayın sakın. İşte gözünüzün önünde illa Kerbela sahnesinin tekrar yaşanması şart değil. Şimdi de asırlar öncesine bakışınız önemlidir.

Kime hak verdiğiniz kayda değerdir ve kimden yana tavır sergilediğiniz mühimdir. Eğer bizler hak ile batılı ayırt edemezsek mutlaka aklımızda veya itikatımızda var olan sorunları gidermeye çalışmalıyız. İşte dünya arenasında bir matador edası ve güveniyle gezinirken inanç ve itikatının yara almamasına azami ölçüde dikkat etmelisin. Dostun kimdir? Dava arkadaşın kimdir? Çok dikkat etmelisin. Yarınki arasatı mahşerde herkesin sevdikleri ve değer verdikleriyle birlikte haşrı olunacağı gerçeğini göz ardına etme sakın. O hazretin dostu olma uğrunda belki bir takım dünyevi kayıpların olabilir. Belki dünyada arzu ettiğin bir mevkiye gelemeyebilirsin ve belki elindeki mevcut bir kısım imkanların uçup gidebilir. Bu korkular sakın ola ki bizi Hz. Hüseyin ile Yezid’i aynı terazinin aynı kefesine koymayı zorlamasın. Onların yaptıklarını ancak (ALLAH’ü c.c.) yargılar diyerek baştan savmak sanırım ona yapılabilecek en büyük bir haksızlıktır. Onun güttüğü davayı hafife almak veya idrak edememektir. Mekke’den dönüşünde (Fezare ve becide) kabilelerinden bir kısmının rivayetine göre (züheyl ibni gıyni beceli) ile birlikte bizde yolculuk halindeydik. Tesadüfen Hz. İmam Hüseyin (a.s.)’nın kervanı da aynı yoldaydı. Ve biraz arayla da olsa birlikte yolculuk ediyorduk. Fakat hem yolculuk esnasında hem de mola esnasında o hazretten mümkün olduğunca uzak durmaya çalışırdık. Onunla bir arada olmayı açıkçası istemiyorduk.  Zira ona gelebilecek bir saldırının bize de dokunmasını açıkça istemiyorduk. Fakat İmam Hüseyin (a.s.) bir seferinde bir adamını gönderdi. Biz yemek yiyorduk. Ve Züheyr’i sesledi. Hepimiz donup kaldık. Acaba Hz. Hüseyin ‘in Ziheyr ile ne işi olabilirdi? Yoksa bizleri de kendisiyle birlikte olmaya davet edecekti? Züheyr gidiyor Hz. Hüseyin’İn çadırına. Biraz sonra tarif edilmez bir sevinçle dönüyor. O hazretten sürekli yol boyunca kaçan ve ondan uzak duran Züheyr’İn bu sevinci ne içindi? O ne görmüştü? Onun inancı ve tavrı bir anda nasıl oldu da o kadar değişti? İşte izan sahiplerinin düşüncelerine bu konuyu bırakıyorum. Fakat gerçek olan şuydu. Züheyr hemen orada eşine dostuna yol arkadaşlarına bu son görüşmemizdi diyerek veda ediyor ve kendisini o kutlu davaya adadığını söylüyor. Ona sadece amcaoğlu (Selman bin Müzarip bin Kays) eşlik ediyor. Aşura günü öğleden sonra düşmandan 120 civarında kişiyi katlettikten sonra kendisi de şehadet mertebesine ulaşıyor. O hazretin ordusunun sağ kanat komutanlığını ona vermesi Aşura günü o hazret öğlen namazını eda ederken Züheyr ile Sait bin Abdullah’ı kendilerine siper etmesi Züheyr’in bir anda zalaletten saadete nasıl ani bir ani dönüş yaptığının en güzel örneği ve kanıtıdır. Veyahut Hür bin Yezidiriyahi (r.a)’ın dönüşü Yezid’in ordusundaki saygın yeri bırakarak hakkın ve haklının safında yer alarak şehadetini dahi kafi görmeyerek boynuna zinciri bağlatıp kendi kölesinin eline vererek zelilane bir şekilde o hazretin huzuruna çekilerek götürülmesindeki asıl espri ya Hüseyin ben sizin kalbinizi çok kırdım. Çoluk çocuğunuzu çok korkuttum diyerek uzunca yalvarış ve af dilemesi onların gönlündeki Hüseyin aşkının bir anda ne kadar filizlendiğini anlatmaktadır. İşte onlar gibi olmalıyız. Mukaddesatı için fedakarlıktan kaçınmamalıyız. Hakka hiçbir zarar gelmez. O hakkın yanında olmaktan korkmayalım. Ehlibeyt mektebinden aldığımız dersler gereği haklıya haklı, haksıza ise haksız gözüyle bakalım. Sakın ola ki (Şura süresi ayet 23) Allahu Tealanın emrine itaatsizlik etmeyelim. (Kulla eseleküm aleyhi ecren illel meveddete fil kurba) resulullah (a.s.)’ye hitaben “Ey resulu! Ümmetine deki çektiğim zahmetler karşılığında sizden sadece yakınlarımı yani ehlibeytimi sevmenizi istiyorum” İlahi buyruğu bizim Ehlibeyt resulullaha karşı ne kadar da duyarlı olmamızı, onları ne ölçüde sevmemizi, onların sevinciyle sevinip ve üzüntüleriyle üzülmemizi bu yüce peygamberin bütünüyle çektiği zahmet ve eziyetlerin karşılığındaki bir ücret olarak emredildiğini unutmamamızı tavsiye ediyor. Yani ayeti kerimedeki çekilen eziyetler veya İslam gibi büyük bir ümmeti İslama kazandırmasının ücreti sadece ve sadece o yüce peygamberin ehlibeytini sevmek olmalıdır. Buyurmasındaki gaye onları hakkıyla sevmek. Onların İslam tarihi sürecindeki mevkilerini inanarak bilmek ve onların yaşadığı gibi İslamı yaşamayı anlatmaktır. Sırf yalın sevmek veya layık oldukları kadar sevmemek elbette ki İlahi mesajın içeriğine ters düşer. İslam ümmeti olarak yaşadığımız coğrafyada ülkemizin birlik ve beraberlik içinde kalmasını, dünya devletleri arasına saygın bir yere gelmesini nasıl arzu ve temenni ediyorsak İslam potası içindike tüm inananların da bir takım inanış ve amel farklılıklarından dolayı hiçbir dayatmaya, diretmeye ve aşağılanmalarına müsaade edilmemesini arzulamalıyız. Çünkü hepimizin bildiği gibi bu tür olaylar hem ülkemize zararlıdır, hem dinimize zararlıdır, hemde inanıyoruz ki Hz. Hüseyin (a.s.)’nın felsefesine ters düşer. Çünkü onlar hep ümmetin birlik ve beraberliğinden yana oldular. Ve o uğurda canlarını İslam’a feda etiler. Canlar sana feda olsun ya Hüseyin! Kendimiz yoluna kurban olalım ya Hüseyin! Senin bıraktığın mirası ve vahdet alemini elden ele, gönülden gönüle layıkıyla taşıyabilmemiz için sende bizlere duacı ol ya Hüseyin! Mecmeül Beyan adlı tefsirin sahibi Merhum Şeyh Tabersi Ehli sünnetin büyük hadis ve tefsir alimi Hakimi Hasakani (r.a.)’nın şevahüdüt tenzil adlı büyük eserinden naklettiği Kurba ayetiyle ilgili bölümü şöyledir: “Bu büyük alim kendi kitabında şu ayetin tefsirinde (Ebu emamii Bahili’den) şöyle bir hadis nakletmiştir: Resulullah (s.a)’dan Allah’u teala bütün peygamberleri ayrı ayrı ağaçlardan yarattı. Oysa ki benimle Ali’yi tek bir ağaçtan yarattı. Ben ağacın gövdesiyim. Ali onların dallarıdır. Fatıma onun aşılayıcısıdır. Hasan ile Hüseyin de onun meyveleridir. Dostlarımız ve sevenlerimiz de o ağacın yapraklarıdır  ve ekleyerek şöyle devam etmektedir: Eğer bir kul sefa ile Merve arasında bin yıl Allah’a ibadet arasında tekrar bin yıl ibadet ederse ve tekrar bin yıl ibadet ederse o kadarki kupkuru bir deri halini alıncaya kadar bütünüyle bu ibadetlerine rağmen bizim muhabbetimizi terk etmez ve kalbinde bulundurmazsa yüce Allah onu yüzükoyun ateşe atar. Buyurduktan hemen sonra şu kurba ayetini tilavet buyurdular: Bu ve bunun benzeri ehli sünnet ve şia kaynaklarındaki sayısız hadis, rivayet ve menkıbelerin ışığında Ehlibeyti kiram ile nasıl iç içe olmamız gerektiğini ve onların bizlere gösterdikleri ve uğrunda mübarek canlarını verdikleri yüce İslamın öğretileriyle nasıl haşır neşir olmamız gerektiğin bizlerin üzerimize düşen en önemli ve büyük görev olduğunun idraki içinde olmalıyız. Hz. Hüseyin’in çabalarını boşa çıkarmamalıyız. Allahım sen bizlere nimet olarak verdiğin ehlibeytin yolunu ver ve bizleri yolundan azanların ve bataklığa saplananların yolunu nasip etme ve de milletine, memleketine ve mukaddesatına düşkün kullarından eyle. Amin.

Resim Galerisi

Güncelleniyor...